Mus'ab Bin Umeyr ve Gençlik

Halil Kara


Söz konusu gençlik olunca Kur’an’ın bize örnek gösterdiÄŸi gençleri anmadan geçmek olmaz deÄŸil mi? Tarihte ki Örnek Gençler

A-     KUR’AN’DA GENÇLER

Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’e baktığımızda, tarihin deÄŸiÅŸik safhalarında önemli roller üstlenen bazı gençlerden ve Peygamberlerden söz edildiÄŸini görmekteyiz. Allah Teâlâ, onları örnek göstermekte ve onlar üzerinden bizlere bazı dersler vermektedir. Onlardan bazılarına burada iÅŸaret etmek istiyoruz.

1-      Hz. Âdem’in OÄŸulları:

HZ. Âdemin iki oÄŸlu (Habil ve Kâbil) birer kurban sunmuÅŸlar ve Allah sadece muttaki olanınkini kabul etmiÅŸti. Kurbanı kabul edilmeyince nefsine yenik düşen oÄŸul, kardeÅŸini öldürmeye kalkışmış, ancak muttaki olan kardeÅŸ, ona karşı elini dahi uzatmamıştı. Neticede onu öldürmüş ve cesedi nasıl gömeceÄŸini de bir kargadan öğrenmiÅŸti.(Mâide sûresi, 27-31)

Hz. Âdemin oÄŸullarından birincisi, olumlu, sorumlu, Allah’a ve baÅŸkalarına saygılı, takvalı bir genç iken; ikincisi hırslı, kıskanç, nefsine esir olan, kan dökmekten dahi çekinmeyen olumsuz bir tiplemeyi gözler önüne sermekteydi. 

2-      Hz. İbrahim:

Genç bir peygamber olarak Hz. İbrahim’in, Nemrud’un ülkesinde putlara ve putperestliÄŸe karşı verdiÄŸi mücadele, putları kırması, yakalanarak mancınıkla ateÅŸe atılması ve Allah tarafından kurtarılması tafsilatıyla anlatılmakta, Hz. İbrahim ve beraberindekiler “güzel bir önek“ olarak sunulmaktadır. (Åžuara sûresi, 69-83; Saffât sûresi 83-113; İbrahim sûresi, 35-73)

3-      Hz. Yakub’un OÄŸulları:

Babalarının Yusuf’a gösterdiÄŸi ilgi ve sevgiyi kıskanan on bir üvey kardeÅŸin, genç Yusuf’u öldürmek istemeleri, onu çıkamayacağı bir kuyuya atmaları, sonra bir kervan tarafından bulunan Yusuf’un köle olarak satılması, Mısır Azizi’nin malikânesinde yetiÅŸmesi, Aziz’in eÅŸi tarafından taciz edildiÄŸi halde kendisini koruyabilmesi, zina etmektense hapis yatmayı tercih etmesi, netice de hakikatin ortaya çıkmasından sonra Mısır’da Maliye Bakanlığına getirildiÄŸi. Kendisinden kurtulmak isteyen kardeÅŸlerini affetmesi ve onlara yardım etmesi “kıssaların en güzeli“ diye anılan Yusuf sûresinde nefis bir ÅŸekilde anlatılmaktadır. Burada Hz. Yusuf (a.s.), masum ve mazlum oluÅŸu, iffet ve sabrı, kadirÅŸinaslığı, hizmet ve baÅŸarıyı, hoÅŸgörü ve affı temsil ederken; on bir kardeÅŸler hırs ve kıskançlığı, zulüm ve cehaleti, komlo ve ihaneti temsil etmektedir.

4-      Hz. Musa:

Firavun’un emri gereÄŸi bütün erkek çocukların öldürülmesine raÄŸmen, onun sarayında yetiÅŸen Hz. Musa’nın kardeÅŸi Harun’la birlikte Firavun’lave İsrail oÄŸullarıyla olan mücadelesinden, taraftarlarından birinin dövüştüğü düşmanına karşı yardım istemesi üzerine attığı yumrukla düşmanın ölümüne sebep olduÄŸundan, davarlarını sulayan Hz. Åžuayb’ın iki kızına yaptığı yardım sayesinde, kızların babalarından talebi üzerine 7 yıl onların yanında çalıştığından ve buna mukabil onlardan biri ile evlendiÄŸinden, genç uÅŸağıyla yaptığı esrarengiz bir yolculuÄŸundan söz edilir. (Bakara sûresi, 49-74; Tâhâ sûresi, 9-101; Kasas sûresi, 3-43)

5-      Hz. Meryem, Hz. İsa ve Havariler:

Genç Meryem’in beÅŸeri bir iliÅŸki olmaksızın mucizevî bir ÅŸekilde nasıl anne olduÄŸu ve oÄŸlu İsa’yı doÄŸurduÄŸu, suçlamalara karşı kendisini nasıl savunduÄŸu; Hz. İsa’nın İsrail OÄŸulları’nın çeÅŸitli mucizelerle dine davet ettiÄŸi, kendisine sadece Havarilerin inanıp yardımcı oldukları, İsrail OÄŸulları’nın ise buna karşı çıktıkları, onu çarmıha germek istedikleri ve neticede Allah’ın onu kendine yükselttiÄŸi anlatılır. (Meryem sûresi, 16-34; Âl-i İmran sûresi, 42-59)

6-      Hz. Lokman ve OÄŸlu:

Bilge bir ÅŸahsiyet olan Hz. Lokman’ın genç oÄŸluna yaptığı tavsiyeler, aslında onun ÅŸahsında bütün gençliÄŸe yapılmıştır.

a-      Allah’a ÅŸirk koÅŸmaması,

b-      Anne-babaya iyi davranması,

c-      Evladını ÅŸirke zorlamaları halinde buna itaat etmemekle birlikte onlarla güzel geçinmesi,

d-      Allah’a yönelenlerin yoluna girmesi,

e-      Allah’ın herÅŸeyden haberdar olduÄŸu ve bunları karşısına çıkaracağı,

f-       Namaz kılması,

g-      Ä°yiliÄŸi emredip kötülükten vazgeçirmesi,

h-      BaÅŸa gelenlere sabretmesi,

i-        Ä°nsanları küçük görüp yüz çevirmemesi,

j-        Yeryüzünde böbürlenerek yürümemesi,

k-      Yürüyüşünde bile tabii olması ve

l-        Sesini kısması onun tavsiyeleri arasındadır. (Lokman sûresi, 13-19)

7-      Ashâb-ı Kehf (Yedi Uyuyanlar) : 

Tefsirlerdeki bilgilere göre inananlara yaptığı zulmüyle meÅŸhur olan Roma imparatoru Dekyanus zamanında inançlarını koruyabilmek için bir maÄŸaraya gizlenen bu gençler, Allah’ın yardımıyla orada uzun yıllar uyutulduktan sonra Roma imparatorluÄŸunda Hristiyanlığın yayıldığı I. Theodosius zamanında uyanmışlardır. Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Allah onların hidayetlerini artırdı ve gönüllerini saÄŸlamlaÅŸtırdı. Allah, sözünün hak olduÄŸunu ve kıyametin kopacağından şüphe edilemeyeceÄŸini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını saÄŸlamıştı. (Kehf sûresi, 9-22) 

B-     BİR GENÇ OLARAK HZ.PEYGAMBER

Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda, O’nu çocukluÄŸundan beri her türlü kötülükten uzak duran, Mekke halkı tarafından sevilen, kendisine güvenilen edepli ve erdemli bir ÅŸahsiyet olarak görürüz.

Abdurrezzak (ö. 211/826) ve İbn HiÅŸam’ın (ö. 213-8/828-833) naklettikleri gibi,“Allah (c.c.) Hz. Muhammed’in yükseliÅŸini ve risaletini istediÄŸi için, onu cahiliyye pisliklerinden alıkoyuyor ve Rasûlullah’ın gençlik yılları böyle geçiyordu. O kadar ki, toplum içinde o, mürüvvet, ahlâk, neseb, komÅŸuluk, ağırbaÅŸlılık, doÄŸru sözlülük, güvenilirlik bakımından en üstün; kirleten fuhuÅŸ ve kütü ahlâktan, insanların en uzak ve münezzehiydi ve gözde bir insandı. Öyle ki Allah (c.c.) bu güzellikleri onun ÅŸahsında topladığı için, kendi toplumu içinde onun yegâne ismi “Emin = Güvenilir” idi. Nitekim Müslümanlara eziyeti ile bilinen Nadr bin el-Haris bile, bir defasında KureyÅŸ’e şöyle diyordu: “Muhammed, genç iken aranızda en hoÅŸnut olduÄŸunuz, en doÄŸru sözlü, en fazla güvenilir biri idi... Olgunlaşıp da getirdiÄŸi bu diniyle gelince siz ona sihirbaz dediniz. Hayır, vallahi o sihirbaz deÄŸildir...“

C-     FİCAR HARBİNE VE HİLFU’L-FUDUL’A İŞTİRAKI

Hz. Peygamber Efendimiz 20 yaşındayken amcalarıyla beraber KureyÅŸ saflarında Ficar harbine katılmıştır. Onun, bu savaÅŸta amcalarını düşman oklarına karşı koruma dışında, komuta, idare, kahramanca çarpışma vb. Aktif bir görev icra etmediÄŸi söylenmektedir. Bu tek çarpışmanın dışında, Hz. Peygamber, nübüvvetten önceki dönemde, baÅŸka her hangi bir savaÅŸa veya kavgaya katılmadı. Bu husus Hz. Muhammed’in cahiliyye döneminde kavga ve kısır çekiÅŸmelerden uzak durduÄŸunu ortaya koyuyordu. Ayni yıl, amcalarından Zübeyr’in giriÅŸimleri sonucu, Mekke’nin ileri gelenlerinin katılımı ile yapılan Hilfu’l-Fudul denilen bir anlaÅŸmaya iÅŸtirak etti. AnlaÅŸmayı imzalayanlar, mazlum ve hakkı yenen kiÅŸiyi destekleme kararı aldılar ve hakkının geri alınması için ellerinden geleni yapacaklarına dair and içtiler. İster Mekkeli olsun, ister dışarıdan gelen diÄŸer insanlardan olsun, kimseye zulüm yapılmasına vermeyeceklerini kararlaÅŸtırdılar. Abdurrahman bin avf, Hz. Peygamberin şöyle dediÄŸini rivayet etmiÅŸtir: “Henüz delikanlı iken, amcalarımla beraber, iyi insanların yapmış olduÄŸu anlaÅŸmada hazır bulundum. Bana kızıl develer dahi verilse, bu anlaÅŸmayı bozmak istemezdim. “Efendimiz (s.a.v.)’in bu toplantıya hangi sıfatla çağırıldığı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiÅŸtir. Ancak onun, sadece bu genç yaÅŸta böyle bir toplantıya katılmış olması bile, hem ahlâkını, dürüstlüğünü ve hakÅŸinaslığını, hem de Mekke toplumundaki saygınlığını göstermesi bakımından çok önemlidir. Nitekim O, böyle bir anlaÅŸmaya katıldığı için peygamber iken de gurur duymakta, böyle bir toplantıya İslâm dönemin de dahi davet edilse, mutlaka    icabet edeceÄŸini ifade etmektedir.

D-     ADANMIÅž GENÇ SAHABİLER

Sahabe nedir sorusuna cevap verelim. Sahabenin klasik anlamda ki tarifini şöyle anlatalım; İbn-i Hacer yazdığı kitabında “Efendimiz (a.s)’ı az yada çok dünya gözü ile görmüş, dünyada bir araya gelmiÅŸ, onunla sohbeti olmuÅŸ herkes sahabedir” diyor. Ama deÄŸer itibari ile sahabe nedir diye soracak olursak, ona çok daha farklı cevaplar veririz: Sahabe nesli, vahyin ilk muhatapları… Allah resulünün mübarek ellerinde yetiÅŸmiÅŸ ilk nesil, onlara ben acizane “Semanın armaÄŸanı” derim. Çünkü nasıl ki Kur’an bize semadan inmiÅŸ ilahi mesajlarsa, onlar da semanın ÅŸekillendirdiÄŸi bir topluluk. Yani Allah’ın gözetiminde yetiÅŸmiÅŸ bir topluluk. Onun için de sahabe neslinin dini anlamada, dini algılamada çok çok yeri ve deÄŸeri var. Bu deÄŸer noktasında, eÄŸer gerekli bilince eremezsek, biz o neslin aslında bizlere vermiÅŸ olduÄŸu mesajları da doÄŸru bir biçimde anlayamayız.

Sahabe hakında pek çok ayet nazıl olmuÅŸtur./Tevbe.117-118' Fetih.18-19, HaÅŸr.8-9, Zumer.23,Secde,15-17, Åžura.26,29, Ahzab.23-24, Zumer.9, Tevbe. 100)örneÄŸin Allah teâla bir ayeti kerime,de  Resulu'nun ashabınışu ÅŸekilde övmektedir. (Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile olanlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoÅŸnut olmuÅŸtur, onlar da O'ndan hoÅŸnut olmuÅŸlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluÅŸve mutluluk budur.)(tevbe/100) baÅŸka bir ayeti kerime'de (siz insanlar için çıkarılmışen hayırlıümmetsiniz)al-imran, 110

E-      Ä°LK SAHABELER GENÇLERDEN OLUÅžUYORDU

Hz. Peygamber Efendimizin hayatını ve sahabeyi düşündüğümüzde, her nedense hep olgun ve yaÅŸlı insanlar canlanır zihnimizde. Kırk yaşında risalet görevine baÅŸlayan Efendimiz (s.a.v.)’in etrafındaki ilk Müslümanlara baktığımızda, onlardan çoÄŸunun gençler olduÄŸunu görürüz. Peygamber Efendimiz İslâmi tebliÄŸ ederken, toplumun yeniliÄŸe acık, idealist ve enerjik kesimini oluÅŸturan gençlerden büyük ölçüde destek almıştır. Nitekim ilk Müslümanlardan bir kaç kiÅŸi 50 yaÅŸ civarında, birkaç kiÅŸi 35 yaşın üzerinde, geri kalan çoÄŸunluk ise 30 yaşın altında bulunuyordu. Mesela genç yasta İslâm’ı kabul edenlerden; Hz. Ali 10 yaşında, Abdullah bin Ömer ve Ubeyde bin el-Cerrah 13 yaşına, Ukbe bin el Amir 14 yaşında, Cabir bin Abdullah ve Zeyd bin Harise 15 yaşında, Abdulah bin Mesud, Habbab bin Eret ve Zübeyr bin Avvam 16 yaşında, Talha bin Ubeydullah, Abdurrahman bin Avf, Erkam bin Ebi’l-Erkam, Sad bin Ebi Vakkas ve Esma binti Ebi Bekir 17 yaşında, Muaz bin Cebel ve Musab bin Umeyr 18 yaşında, Ebu Musa el-EÅŸarî 19 yaşında, Cafer bin Ebi Tâlib 22 yaşında, Osman bin Huveyris, Osman bin Affan, Ebu Ubeyde, Ebu Hureyre ve Hz. Ömer efendilerimiz 25-31 yaÅŸların da idiler. (Sarıçam İbrahim, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, S. 304-305)

Cihan Serveri Efendimizin yanında bulunan, onunla birlikte savaÅŸanlar da gençlerdi. (Age., s. 390) Bu yüzdendir ki Hz. Peygamber Efendimiz gençlere ayrı bir önem atfetmiÅŸtir. Semure bin Cündeb’in naklettiÄŸine göre, Server-i Kâinât Efendimiz ashabına, müşriklerin gençlerini öldürmemeleri talimatını vermiÅŸti. Abdullah, babası Ahmet bin Hanbel’e bunun tefsirini sorunca cevaben o: “YaÅŸlı neredeyse İslâm’a girmez! Genç ise İslâm’a yaÅŸlıdan daha yakındır“diyor. (Ahmet bin Hanbel, Müsnet, V/13)

F-      MEDİNE’DEKİ GENÇLER

Enes bin Mâlik’in anlattığına göre, Ensar’dan 70 genç vardı, kendilerine “Kurra“ denilirdi. Aksamları Medine’nin çeÅŸitli bölgelerine dağılırlar, ders halkaları oluÅŸtururlar, oralardaki halka namaz kıldırırlar, sabah olunca da Hz. Peygamber Efendimizin mescidine gelirlerdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) (İslâm’a davet için) onları Bir-i Maune’ye göndermiÅŸti. Ancak onlar tuzaÄŸa düşürüldü ve hepsi de ÅŸehid oldular. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) tam 15 gün Sabah namazlarında kunut okuyup beddua etti. (Buhârî, Megazi, 38; Ahmet bin Hanbel, Müsned, III/235) Bazı rivayetlerde de bir ay olarak Rasûlullah (s.a.v.) sabah namazında kunut okuyup beddua ettiÄŸi zikredilmektedir. Peygamberimizin bütün gayret ve hedefi, inançlı, dindar, ahlâklı ve iffetli bir gençlik oluÅŸturabilmek idi. Rasûlullah Efendimiz, Allah’ın arşının gölgesinden baÅŸka hiçbir gölgenin olmadığı o günde yedi sınıf insanin Allah’ın gölgesinde gölgeleneceÄŸini haber vermiÅŸtir. Bu hadiste ilk olarak “adaletli yönetici“, ikinci sırada da “Rabbine ibadetle yetiÅŸen genç“ zikredilmektedir. (Buhârî, Ezan, 36)

BaÅŸka rivayetlerde ise “Allah, gençliÄŸini Allah’a itaatle geçiren genci sever“; “Allah tevbe eden genci sever“ buyurulmaktadır. “Kıyamet günü âdemoÄŸlu ÅŸu beÅŸ ÅŸeyden sorgulanmadıkça Rabbinin huzurunda (sorgudan) kurtulamayacaktır: Ömrünü nerede tükettiÄŸinden, gençliÄŸini nerede geçirdiÄŸinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bildiÄŸiyle ne denli amel ettiÄŸinden.“ (Tirmizî, Kıyame, 1)

“Yaşından dolayı bir ihtiyara ikramda bulunan genç için, Allah Teâlâ ona ikramda edecek kimseler hazırlar.“ (Tirmizî, Birr, 75)

“Ey gençler topluluÄŸu! Evlenmeye gücü yetenler derhal evlensin! Zira bu, gözü haramda korur, ırzı muhafaza eder. Gücü yetmeyenler ise oruç tutsun! Çünkü onun için o ÅŸehevi arzuyu gidericidir.“ (Buhârî, Nikâh, 3) Bir gün gencin biri Rasûlullah’a gelerek zina etmek için izin istedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ona, sırasıyla; annesi, kızkardeÅŸi, halası ve teyzesi için böyle birÅŸey yapılmasını isteyip istemediÄŸini sordu. Genç herbiri için “hayır“ cevabını verdi. Efendimiz de “İnsanlar da böyle bir ÅŸeyi istemez!“ buyurdu, sonra elini onun göğsüne koyarak; “Allah’ım! Onun günahını affet! Kalbini tertemiz et! Irzını saÄŸlamlaÅŸtır!“ diye dua etti. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, V/257) İşte Kur’anî öğretilerin yanı sıra, Hz. Peygamber’in bu sıcak ve samimi ilgisi, nebevi eÄŸitim ve öğretimi sayesinde genç sahabiler, canlarını, mallarını, ailelerini, varlıkarını yoklarını Allah yolunda feda edecek kıvama gelmiÅŸlerdi. Müslüman olur olmaz birçoklarının baÅŸta ailesi olmak üzere, Mekkelilerden gördükleri baskılar, eza ve cefalar, korkunç iÅŸkenceler, açlık ve abluka yılları asla yıldırmamıştır onları! Allah Rasûlü’nden aldıkları inanç ve ahlâkın gereÄŸi olarak onlar, deÄŸil Mekke’den ayrılmayı, zamanı geldiÄŸinde dünyadan ayrılmayı da göze almışlardı. (Burhan Dündar, Rasûlullah’ın Gençlere Karşı Yaklaşım Metodları)

G-     HZ. MUS'AB İBNİ UMEYR (ra) (H.3. Yılı)

Ashab-ı kirâm'ın ileri gelenlerinden Künyesi Ebâ Muhammed'tir. LAKABI MUS’ABU’-L HAYRDIR.  NESEBI MUS’AB B UMEYR B. HİŞAM B. ABDİMENAF  B. ABDUDDAR B. KUSEY EL KUREYŞİ..DIR.(asr’ı sadet) Mus'ab Radıyallahu Anh, Dâru'l Erkam'da Kâinatın Efendisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dinlemeye geldi ve orada ıslam ile ÅŸereflendi. Mus'ab Radıyallahu Anh'ın tam olarak hangi yılda Müslüman olduÄŸu bilinmemekle birlikte Bi'set'in 7. yılında ıslam'ı kabul ettiÄŸi rivâyet edilmektedir. Bi'set'in 7. yılında Müslüman olan Mus'ab Radıyallahu Anh, hicretin 3. yılında Uhud'da ÅŸehid düştü. Dünya hayatında mü'min olarak 9 yıl kaldı. Vallahi, onun yani Mus'âb ibn-i Umeyr'in veya müslümanlar ara­sındaki lâkabına göre Mus'âbu'l-Hayr'ın ÅŸahane bir hikâyesi vardir.O, İslâm'ın çıkarıp Muhammed (s.a.v.)'in yetiÅŸtirdiklerinden biri­dir. Fakat o, herhangi biri miydi? Şüphesiz onun hayat hikâyesi bütün insanoÄŸlu için bir ÅŸereftir...(m.halid)     

H-     MUS’AB IN ÖZELLİKLERİ VE İSLAMDAN ÖNCEKİ DURUMU

Mekke'nin en zengin ve asil ailesine mensup olan Mus'ab, refah ve bolluk içinde yetiÅŸmiÅŸ  O gençliÄŸine raÄŸmen meclislerin vazgeçilmez insani olan mus’ab her mecliste bulunması istenen bir sahsiyet olmuÅŸtu sözlerının güzelliÄŸi ve aklının üstünlüğü kendisine bütün kalbleri ve kapıları açıyordu onu dinliyen muhabetine doymıyordu. Anne ve babası onun üzerine titrerdi. Özellikle, Mekke'nin en zenginlerinden sayılan annesi, oÄŸluna güzel elbiseler giydirir ve güzel kokular sürerdi. Mekkeliler de onu hayranlıkla seyrederlerdi. Bir defasında Hz. Peygamber de onun hakkında şöyle buyurmuÅŸtu: "Mekke'de Mus'ab b. Umeyr'den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen baÅŸka bir genç görmedim" (İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, Beyrut 1960, III, 116)

1-      Kılık kıyafetiyle,

2-      Nezaketiyle ve fiziki yapısı ile herkesin beÄŸenisini kazanmış, son derece

3-      Zeki

4-      Akıllı aynı zamanda

5-      Güzel ve açık konuÅŸmasıyla da herkesin gıpta ettiÄŸi bir gençti.

6-      Sabırlı idi, hiddetlenmez idi, konuÅŸmayı tercih ederdi

Mus'ab'ın erişemediği herhangi bir dünya nimeti yoktu. Ancak manevi bir boşluk, ruhi bir bunalım içerisindeydi.

İ-        Ä°SLAMİYETİ KABULÜ

Mus'ab, Mekke'de o günün ÅŸartlarına göre zenginlik ve ihtiÅŸam içinde yaÅŸarken, kendini bir boÅŸlukda hissediyordu, Mekkede yüksek yerlere çıkar ve mekkenin manzarasını izlerdi, bir arayış içerisindeydi, buda onu tatmin etmedi. Birgün evden çıkıp Mekke sokaklarında geçerken yolu Habab bin eretin dükkanı üzerinden geçiyordu. Musabda onu ziyaret etmek istiyordu. Habab bin eret uzaktan Musab bin umeyri görünce islama davet etmesi halinde acaba Mekkenin bu en ihtiÅŸamlı gencine daveti sunması halinde daveti kabul edermiydi aklına geldi. Musab bin umeyr Habab bin erete yaklaşınca kendisinden daha dertli olduÄŸunu gördü ve sordu kendisine “Ey Habab seni düşündüren ÅŸey nedir?” Habab bin eret Musab bin umeyre dediki “senin bu halini düşünüyorum” dedi ve islama davet etti. Ruhi bir boÅŸluk içerisinde olan Musab bin umeyr davete icabet ederek Habab bin eret ile birlikte Hz. Peygamber'e giderek iman edip müslüman oldu. O sırada Mekkeliler, müslümanlara yoÄŸun bir baskı uyguladığından, Hz. Mus'ab müslüman olduÄŸunu ailesinden gizlemek zorunda kalmıştı. Ama o, Peygamberimizi gizlice ziyaret etmeyi de ihmal etmezdi. Ne var ki Osman b. Talha, Mus'ab'ın namaz kıldığını görüp durumu annesi ile akrabalarına bildirmiÅŸti. Bunun üzerine akrabaları yakalayıp hapsettiler. Mekke'nin bu nazlı ve zengin genci için artık çile dolu zor günler baÅŸlamıştı.

J-       MUS’AB BİN UMYER İMAN EDERKEN MÜSLÜMANLARIN DURUMU

Mus'ab (Ra) bu yaÅŸantısını sürdürürken, Mü'minler Dâru'l Erkam'da muhasaraya alınmıştı. Mü'minlerle ticaret yapmak yasaklanmıştı, Mü'minlerle konuÅŸmak yasaklanmıştı, Mü'minlerle dostluk yasaklanmıştı,

Mü'minlere yardım etmek yasaklanmıştı, Mü'minlerle evlenmek yasaklanmıştı, Mü'minlerle bir arada bulunmak yasaklanmıştı. Mü'minler her bakımdan muhasara altına alınmışken, açlık, fakirlik, zulüm, iÅŸkence dayanılmaz boyutlara ulaÅŸmışken, Dâru'l Erkam'ın kapısını, Mekke'nin göz bebeÄŸi bir genç çalıyordu. Mus'ab (Ra), Kâinatın Efendisi (S.A.V)'i dinliyor, bir daha bir daha ve sonuçta kararını veriyordu."Ya Resûlullah! Allah'a ve Resulüne iman ettim."

K-      MUS’AB BİN UMYER İMAN ETMEKLE NELERDEN VAZGEÇTI

1-      Mus'ab (Ra) iman ederek, bolluk ferah içindeki bir hayatı bırakarak açlığı seçti. Mus'ab (Ra) iman ile lüks ve saltanatı bırakarak, ailesi, eÅŸi, dostu tarafından aÅŸağılanmayı dahi göze alarak imanı seçti, (Bizdeki karşılığı safımızın belirlenmesi, hangi safta olduÄŸumuza karar vermemiz gerekiyor. Musab gibi kibrimizi, gururumuzu yenerek sade ama inançlı, ahrette karşılığı olan bir yol mu seçiceÄŸiz, yoksa kibrimize yenik düşerek Abdulmunim hocanın dediÄŸi gibi sürü psikolojisi ile taklıtçiliÄŸin arakasından dalarak, ayette geçtiÄŸi gibi sürüler gibi daldığından bahseder.)

2-      Mus'ab (Ra) iman ederek, peÅŸinde koÅŸan dünya nimetlerini terk ederek, ilahi bir yol seçti. (bizdeki karşılığı dünkü sohbette geçtiÄŸi gibi hayatımıza sınır koymak ve sınırlarımızı bilmektir. Özellikle başımıza musallat olan sanal ortamı kontrol altına almaktır üzerimizdeki hakimiyetini kırarak kendi hakimiyetimizin altına almaktır bu konuda ve diÄŸer birçok konuda gençler olarak nefsimizi kontrol altında tutmamızdır. Ruhumuzu özgürleÅŸtirmektir. Bağımlılığımızı yenip Müslümanlığımızın farkındalığını bilmektir. Rahat yaÅŸadığımız bu ortamın ve imkanların deÄŸerlendirilmesini bilmektir

3-      Mus'ab (Ra) iman ederek, rahat ve özgür ortamı terk ederek, meÅŸakatli bir hayatı seçti. (Bizdeki karşılığı dünyada hayatın rahat zevk sefa içerisinde geçmeyeceÄŸi Müslümanların bir takım imtahanlardan geçirileceÄŸini bilmemizdir. Musibetler olacak ama bunlar karşısında ayakta durmamızdır.

4-      Mus'ab (Ra)iman ederek, bütün dünya nimetlerini elinin tersi ile iterek, Allah ve Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i seçti. (Bizdeki karşılığı Allahın bize vermiÅŸ olduÄŸu nimetleri Bilinçli Dengeli Bir ÅŸekilde kullanmaktır.)

5-      Mus’ab (Ra)hep verenlerden idi, ÅŸehid olduÄŸunda üzerinde ki elbisesinden baÅŸka bir ÅŸeyi yoktu. (Bizdeki karşılığı elimizden geldiÄŸince paylaÅŸmak İnfak etmektir. Maddi İmkanlara aşırı Dalmamaktır helali Haramı Bilmektir.) iÅŸte tüm bu sıkıntıların bir parçası olan Musab bin umeyrin bir derdi daha vardı, annesi. Onu imanından vazgeçirmek için her türlü baskıyı yapıyordu, ama Musab tüm bunlara göğüs gerdi ve bir fırsatını bularak ilk hicret edenler ile hicret etti.

L-      HABEŞİSTAN’A HİCRETİ

Habeşistan'a hicret eden ilk kafileye katılıncaya kadar hapiste tutulan Hz. Mus'ab, hicret imkanı çıkınca, dinini daha rahat bir şekilde yaşayabilmek için Habeşistan'a hicret etti. Habeşistan dönüsünde Hz. Mus'ab'ın durumu tamamen değişmiş ve bu nazlı delikanlının yerini, kalbi islam ve imanla dopdolu iradesi güçlü kuvvetli, metin bir genç almıştı. Annesi ondaki bu kararlılık ve metaneti görünce, üzerindeki baskısını biraz hafifletmek zorunda kaldı.

M-   İSLAM’İN İLK ELÇİSİ ÖĞRETMENİ HZ.MUS’AB’ BİN UMEYR

Bu sırada Birinci Akabe Beyati olmuÅŸ ve Medinelilerden bir grup islâm'ı kabullenmiÅŸti. Kendilerine islâm'ı anlatmak ve diÄŸerlerine de tebliÄŸ yapmak için Rasulullah'tan bir öğretici istediler. Hz. Peygamber de bu önemli görev için Hz. Mus'ab b. Umeyr'i görevlendirdi. Hz. Mus'ab onlara hem namaz kıldıracak, hem Kur'an öğretecek, hem de diÄŸer insanlara islâm'ı anlatacaktı ve yeni kimseleri islâm'a davet edecekti. Mus'ab (R.A) Medine'de ÅŸehrin ileri gelen eÅŸrafından Es'ad bin Zürare (R.A)'ın evine yerleÅŸmiÅŸti. Es'ad bin Zürare (R.A) Medineliler'in içinde ilk Müslüman olan altı kiÅŸiden biriydi. Mus'ab (R.A) Es'ad (R.A)'ın evini üs olarak kullanıyordu. Mus'ab (R.A) insanlara ıslam'ı anlatıyor, Kur'an okuyor, ıslam dinini tebliÄŸ ediyor, bu faaliyetler neticesinde her geçen gün Müslüman olanların sayıları artıyordu. Bu durum Mekke'de olduÄŸu gibi burada da Medine'nin kodomanlarını rahatsız etti. Medinenin kodomanlarından iki tanesi Sad bin ubade ve Sad bin muaz Musab bin umeyrin o güzel davet metodu sayesinde Müslüman olunca tüm Medine MüslümanlaÅŸtı. Medine'de birçok kiÅŸi İslam'a onun çabasıyla girdi, birçoÄŸu İslam'ı ondan öğrendi.

N-     BİLELİM VE HAYATA GEÇİRELİM

Bugün gençliÄŸimizin çoÄŸunun mus’ab bin umeyri tanımadığini biliyoruz. Dahası bugünku gençliÄŸimizin çoÄŸunun Allahı bilmediÄŸini peygamberi tanımadığını misyonunu davasını bilmediÄŸini biliyoruz. Deve kuÅŸunun başını koma soktuÄŸu gibi Bugün gençliÄŸimizin çoÄŸunun başını sanal aleme gömdüğünü biliyoruz. Evet bugün her beÅŸ babadan dördü çocuÄŸu için endiÅŸelendiÄŸini biliyoruz. Ve bugün babalarımızın çoÄŸu camileri dernekleri vakıfları güvenli liman olarak gördüklerini biliyoruz. Fakat ÅŸunu da biliyoruz ki Sahabe gençliÄŸi gibi dinamik, çalışkan, cömert, fedakâr, yürekli ve tavizsiz gençlere bugün her zaman kinden daha çok muhtacız. Ve bunların var olduÄŸunu da biliyoruz. İslâm davasının bayrağını ÅŸerefle taşıyacak, inancına hizmeti en büyük hedef telakki edecek, İslâm kardeÅŸliÄŸini bizzat yaÅŸayacak gençlerinde var olduÄŸunu biliyoruz ve görüyoruz.İşte bu Bu gençlik sizsiniz ve sayınız kur’an ın buyurmasıyla az olmasına raÄŸmen her biriniz bir kandil gibi etrafınızı aydınlatacaksınız.

O-    BUNUN İÇİN EY MUS’AB LAR                              

İslâm Dini'ne inanan ve onu tüm gü­zelliÄŸi ile yaÅŸamak ve yaÅŸatmak isteyen siz gençliÄŸimizin kaderi Mus'ab b. Umeyr'in ki gibi olabilir? ÅŸunu bilelim mus’ab ÅŸehid olalı asırlar oldu fakat mus’ab ın davası misyonu  tap taze devam etmektedir ve varislerinde sizlersiniz. Belki bizler İslâm'î kurallar ve deÄŸerlerin yurdumuzda bütün ihtiÅŸamı ile tekrar hükümran olduÄŸu­nu göremeyeceÄŸiz. İslâm'ın iktidarından bize maddî bir pay düşmeyecek. Fakat önemli mi? Hayır önemli deÄŸil Bizler, İslâm'a gelecek hazırlayan Mus'ab b. Umeyr'ler olduÄŸumuz zaman «Mü'minlerden Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var...» âyetin de tak­dis ve takdir olunan yiÄŸitlerden olacağız. Bu ÅŸeref ve ebedî Cennet'ler bize yetmez mi? Hayatlarının en verimli ve en deÄŸerli çağının ve aynı zamanda en dinamik ve en kritik zamanının gençlik olduÄŸunu unutmamalı; geçen her saatin önemini bilerek deÄŸerlendirmelidirler. “İki ÅŸeyin elden gitmeden, deÄŸerini anlamak zordur: Biri saÄŸlık, ötekisi de gençliktir.” (Hz. Ali) Yaratılış gayelerinin Allah Teâlâ’ya kulluk olduÄŸunu bilmeli; bu gaye doÄŸrultusunda yaÅŸamaya gayret etmeli ve özellikle dünya hayatının bir imtihan süreci olduÄŸunu unutmamalıdırlar. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” ayetini sürekli hatırlamalıdırlar. Allah'a karşı görev ve sorumluluklarını halisane duygularla ve layıkıyla yerine getirmeli, ibadetlerin kabulünün İhlâs’a baÄŸlı olduÄŸunu ve ihlâs’ın ebedi saadete vesile olduÄŸunu unutmamalıdırlar. Özellikle de, ilim-amel-ihlâs düsturunu rehber edinmelidirler. Çünkü ilimsiz amelin bir anlamı olmayacağı gibi, ihlâs gözetilmeden yapılan bir amel de Allah katında kabul görmez. Amellerin boÅŸa gitmesine sebep olan her türlü davranıştan ve özellikle riya ve gösteriÅŸten kaçınmalıdırlar. Riya ve gösteriÅŸ için yapılan ibadetin kiÅŸiye hiçbir fayda vermediÄŸini, sevap kazandırmadığını unutmamalıdırlar. İslam’ın hakikatleri ve ilahi düsturlarıyla beraber, güzel ahlak önderi Hz. Muhammed (s.a.v)’in ders dolu örnek yaÅŸam ve yaÅŸantısını öğrenmeli, öğrendikleriyle amel etmeli ve baÅŸkalarına da öğretmeye çalışmalıdırlar. İbadet ve itaat, hayâ ve iffet, doÄŸruluk ve dürüstlük, güler yüz ve güzel ahlak gibi davranışlarla örnek olmaya çalışmalıdırlar. Zamanı daha verimli deÄŸerlendirme adına mutlaka günlük, haftalık ve aylık programlar hazırlamalı ve bu programlara eksiksiz riayet etmeye çalışmalıdırlar. Okumanın, geliÅŸme ve ilerlemenin en önemli aÅŸaması olduÄŸunu bilmeli ve düzenli okuma saatleri belirlemelidirler. Özellikle de, Kur’an-ı Kerim’i anlamaya çok büyük ehemmiyet göstermeli ve düzenli olarak okumalıdırlar. İşlenen cürüm, hata ve yanlışlardan sonra muhakkak tövbe etmeli; tövbeleri çokça kabul buyuran Allah Teâlâ’nın af, maÄŸfiret ve rahmetinden ümit kesmemelidirler. “Allah Teâlâ, çölde devesini kaybedip sonra bulan kimseden çok, kulunun tövbe etmesine sevinir” hadisi üzerinde tefekkür etmelidirler. “Bir kimsenin vesilenizle hidayete ermesi yeryüzünde bulunan ve güneÅŸin üzerine doÄŸduÄŸu her ÅŸeyden daha hayırlıdır” tavsiyesini ÅŸiar edinmeli, İslamî davet çalışmalarını (Emr-i bi’l ma’ruf, nehy’i ani’l münker sorumluluÄŸunu) aralıksız sürdürmeye çalışmalıdırlar. İslam’a uygun bir evlilik yapmalı, özellikle günümüzün en belirgin hastalıklarından biri olan evlilik dışı iliÅŸkilerden ve bu yola götürecek söz ve davranışlardan ÅŸiddetle uzak durmalıdırlar. KardeÅŸlerinin dertleriyle dertlenmeli, iÅŸleriyle meÅŸgul olmalı ve özellikle de, Din-i Mubin’in selameti yolunda istek ve arzuyla çalışmalıdırlar. Her gece yatmadan evvel nefislerini muhasebeye çekmeli; iÅŸledikleri cürümlerden tövbe ve yaptıkları iyilikler için de şükür etmelidirler. Televizyon ve internetin fayda ve zararlarını iyice bilmeli ve bu bilgiler doÄŸrultusunda, ihtiyaç halinde ekran başına geçmelidirler. GeliÅŸmelerden haberdar olmak adına, güncel konuları ve özellikle Ümmet-i Muhammedî ilgilendiren haberleri takip etmelidirler. Gittikleri ortamlara uyan deÄŸil, ortamları, İslam’ın yön veren ve yol gösteren hakikatlerine uyduran olmalıdırlar. Kötülükleri görmezlikten gelmemelidirler. Gördükleri kötülükleri düzeltmeye çalışmalıdırlar. Gururlu, kibirli ve inatçı olmamalı; mütevazı, cömert ve yumuÅŸak huylu olmalıdırlar.

“Her kim Allah’a ve O’nun Resulüne (koydukları hükümlere ve çizdikleri sınırlara) itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları Cennetlere koyar. İşte en büyük kurtuluÅŸ budur.” [Nisa / 13]Yüce Rabbimizden, bizlere Mus'ab b. Umeyr olmak aÅŸkını ve imkânı bahÅŸetmesini dilerim. Ne mutlu bu aÅŸkla yaÅŸayabilen gençlere büyük kurtuluÅŸa eriÅŸmek dileÄŸiyle

Yazarýn Eski Yazýlarý