SAHABE KİMDİR KİME SAHABE DENİR?
Sözlükte dost anlamlarına gelir. ÇoÄŸulu sahabe veya Ashab'dır. Terim olarak Hz. peygamber devrine yetiÅŸmiÅŸ, Müslüman olarak Hz. peygamber'i görmüÅŸ, o'nun sohbetinde bulunmuÅŸ ve Müslüman olarak ölmüÅŸ olan kimselere sahabe denir. Sahabe kadın olursa, sahabiyye ismini alır. Allah Teâlâ’nın Hz peygamber'in Ashabî hakkında ki ayetleri baÅŸlıca ÅŸunlardır; sahabe hakkında pek çok ayet nazil olmuÅŸtur. Tevbe 117-118 – Fetih 18-19 – HaÅŸr 8-9 – Zümer 23 – Secde 15-17 – Åžuara 26,29 – Ahzab 23-24 – Zumer 9 – Tevbe 100 v.b. ayetleri göstermek mümkündür. ÖrneÄŸin Allah Teâlâ bir ayeti Kerimede Resulu’nun Ashabı'nı ÅŸu ÅŸekilde övmektedir; “Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile olanlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoÅŸnut olmuÅŸtur, onlar da O'ndan hoÅŸnut olmuÅŸlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluÅŸ ve mutluluk budur” (Tevbe/100) BaÅŸka bir ayeti Kerime'de “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” (Al-i İmran, 110) Hz Ömer, bu ayet Peygamberin Ashabı'na aittir kim Ashab'ın izinden giderse onlarda insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olurlar dedikten sonra, “Ey insanlar kim bu ayetin kapsamına girmek istiyorsa Allah'ın buradaki ÅŸartını yerine getirsin” demiÅŸtir. İbni Mesut ÅŸöyle demiÅŸtir, “Allah kullarının kalbine baktı ve Muhammed'i seçip onu peygamberlilikle görevlendirdi. Onu ilmiyle seçti onun ardından insanların kalbine Allah Teâlâ yine baktı ve ona sahabeleri seçti, onları dininin yardımcıları ve peygamberinin de vezirleri olarak kıldı. Müminlerin güzel gördüÄŸü güzeldir Müminlerin çirkin gördüÄŸü de Allah katında çirkindir.
ONLAR NASIL ANLADILAR VE NASIL YAÅžADILAR?
Onlar hayatlarının merkezine Allah'ı ve Peygamberi yerleÅŸtirmiÅŸlerdi onlar tüm istek ve arzuları Allah bizden ne ister Resulullah bizi nasıl görmek ister heyecanını yaşıyorlardı. Allah Resulü'nün has talebelerinin hayatları hızla deÄŸiÅŸti cahiliye dönemine ait bir zerrecik dahi olsa Allah Resulü hemen müdahalede bulunurdu. Ebu zere olduÄŸu gibi, hatırlayın Hz. Ebu zer ile Hz. Bilal aralarında çıkan bir ihtilafı tartışıyorlardı. Hz Ebu zer Hz Bilal’a siyah kadının oÄŸlu deyiverdi. Hz Bilal içerlendi, Hz Peygambere ÅŸikâyette bulundu, Hz Peygamber bir adam gönderip Hz Ebu zeri huzuruna çağırdı Ebu zer mahcup bir ÅŸekilde Peygamberin huzuruna geldi diz çöktü Hz Peygamber Ey Ebu zer sende hala cahiliyetin kalıntıları mı var dedi ve o'na nasihatlerde bulundu, gidip Bilal’dan özür dilemesini istedi. Ebu zer Hz Bilal’ın evine gitti kapısını çaldı. Hz Bilal’ın hanımı kapıyı açtı Ebu zer boynunu kapının eÅŸiÄŸine koydu Bilal’ın hanımına, “git Bilal’ı çağır vallahi Bilal bu boyuna ayak basmadıkça, bu boyun buradan kalkmaz dedi. Hanımı Hz Bilal’ı çağırdı Hz Bilal kapıya geldi Ebu zer ey Bilal boynuma bas dedi, Hz Bilal bu boyuna basılmaz ancak öpülür dedi ve kaldırıp sarıldı. Onlar topyekûn vahiye sarılmışlardı. Ashabî kiram evlerine vardıklarında karşılaÅŸtıkları ilk sual bu gün ayet indimi? Resulullah bir ÅŸey söyledi mi? oluyordu. Onlar aile bireyleriyle bir birlerini tamamlıyorlardı. Hepsi birer yıldız olup dünya'yı aydınlattılar. İşte o yıldızlardan biride Abdullah bin Mesud’ur (r.a.).
GençliÄŸinde koyun güderek çobanlık yapmıştır. Abdullah bin Mesud Hz. Peygamber (sav) İle ilk tanışması ve karşılaÅŸmasını ÅŸöyle anlatır. “Ben Ukbe b. Ebi Muayt’in koyunlarını güdüyordum. Bir gün Resûlullah (sav) ve Hz. Ebu Bekir (r.a) yanımdan geçiyorlardı, Resûlullah (sav) bana sütümün olup olmadığını sordu, ben de ona çoban olduÄŸumu ve bu koyunların emanet olduklarını söyledim. Bunun üzerine Resulullah (sav) “Yavrulamamış ve süt vermeyen bir koyunun var mı? Bana gösterir misin?” dedi. Ben de koç yüzü görmemiÅŸ bir koyun getirdim. Resulullah (sav) koyunun memesini tutup saÄŸmaya baÅŸladı. Gerçekten yavrulamamış ve sütü olmayan bu koyundan Allah'a dua ederek süt sağıp Ebu Bekir’e (r.a) verdi, Hz Ebu Bekir içti sonra kabı Resûlullah (sav) alıp o da içti, bende bu sözleri bana öÄŸret dedim o'da bana sen eÄŸitilebilir, öÄŸretilebilir bir çocuksun dedi.”
HZ İBNİ MESDUN EMANETE SADAKATI
Çocuk yaÅŸta peygamberin dikkatini çekmeyi baÅŸarmıştır, iÅŸte İbn Mesut o günden sonra Hz Peygamber’in (sav) yanından ayrılmadı. İslam’ı kabul edenlerin altıncısıdır. Abdullah ibn Mesut Kur’an’ın tamamını ezberlemiÅŸtir.
İBNİ MESUT'UN CESARETİ MÜÅžRİKLERLE MÜCADELESİ
Müslümanların açıktan ibadet edemedikleri bir zamanda Abdullah İbn Mesut, Kâbe’de Kur’an okumak istemiÅŸti, Hz. Peygamber (sav) ve Ashab'ı bunun tehlikeli bir hareket olduÄŸunu söylemiÅŸler, fakat İbn Mesut “Beni, onların ÅŸerrinden Allah korur” diyerek kalkmış ve Kâbe’ye gitmiÅŸti. Kur’an-ı Kerim’den Rahman suresini okumaya baÅŸlamıştı, KureyÅŸ’liler kızmış, İbn Mesut’u kızgın kumlara yatırıp İslâm’ı terk etmeye davet ettiler, Fakat İbn Mesut, bu ezalara zerre kadar önem vermedi. MüÅŸrikler de iÅŸkencelerinin bir fayda vermeyeceÄŸini anlayarak onu bıraktılar. İbn Mesut, İlk fırsatta aynı hareketi tekrarlamıştır. Bu hareketlerinin sonucu olarak kendisine müÅŸrikleri düÅŸman etti ve Mekke’yi terk etmek zorunda kaldı, önce HabeÅŸistan’a daha sonra Medine’ye hicret etti. İbn Mesut, bütün büyük savaÅŸlara katılmış ve hepsinde de önemli fedakârlıklar göstermiÅŸtir. İbn Mesut (r.a.) Uhud, Hendek, Hudeybiye, Hayber gazveleriyle Mekke’nin fethinde Resulullah (sav) ile birlikte bulundu Abdullah İbn Mesut, her gazada, Allah yolunda Åžehit olmak gayreti ile savaÅŸan sahabelerdendi. Hz. Peygamber’in (sav) vefatından sonra kısa bir müddet inzivaya çekildi fakat Hz Ömer devrinde heyecanı yeniden uyandı.
İBNİ MESUD'UN HAZİNE BAKANLIĞI
Hz. Ömer, İbn Mesut’u Küfe kadılığına tayin etti, beytülmal’in muhafazasını İbn Mesuda verilmiÅŸti. Beytülmal önemliydi, çünkü burası binlerce mücahidin tahsisatını karşılıyordu. Horasan, Türkistan ve bunlara benzer diÄŸer yerlerde, cihada katılan Müslümanlar en uzak cephelerde çarpışan ordular, buradan teçhiz ediliyordu. Onun için olacak ki Hz Ömer küfelilere yazdığı mektupta “kendisinden baÅŸka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki Abdullah bin Mesudu size göndermekle sizi kendi nefsime tercih ettim ona sahip çıkın, ondan öÄŸrenin, istifade edin” dedi. Abdullah İbn Mesut aynı zamanda son derece zahit ve muttaki idi, dünyevi hiçbir zevk onu çekememiÅŸti.
İBNİ MESUD KÜFE MEKTEBİ İMAM AZAMIN BU EKOLÜN TALEBESİ OLMASI.
Fıkıhta tefsir de ve Allah Resulü'nün sünneti saniyesin de liderdi nasipliydi. İbn Mesut, İslama girdiÄŸi günlerden beri ilimle uÄŸraÅŸmakla kendini göstermiÅŸti İbn Mesut, Resulullah’ın (sav) en özel en mahrem dostlarından ve adamlarındandı. Birçok özel hizmetlerini yapardı, ayrıca o, Resulullah’ın (sav) sırdaÅŸlarındandı ve meclisine izinsiz girer, onunla konuÅŸur, emirlerini dinler ve bütün arzularını yerine getirirdi. Resulullah'a yakınlığı sebebiyle geniÅŸ bir bilgiye sahipti, o devire ait bilmediÄŸi bir ÅŸey yoktu, Kur’an’ı en iyi bilen, en mükemmel ezberleyen ve en iyi kıraat eden zatlardandı. Resulullah onun sesinden Kur'an dinlemeyi severdi ve aÄŸlardı, Resulullah hakkında ÅŸöyle buyurmuÅŸtu: “Kur’an’ı dört kiÅŸiden öÄŸreniniz; İbn Mesut’tan, Muaz b. Cebel, Übey b. Kaab ve Ebu Huzeyfe’nin Mevla’sı Salim’den.” BaÅŸka bir hadisi ÅŸeriflerin de Resulullah “İbni Mesut’un tarikine tutunun onun izinden gidin buyurmuÅŸtur.” Hz Ömer ilim ve anlayışla dolu bir insandı derken Ebu Musa el-EÅŸari içinizde Abdullah bin Mesut gibi bir âlim varken bize bir ÅŸey sormayın demiÅŸtir. Kendisi bu hususta ÅŸöyle buyurur; “Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın Kitabı’ndan hiçbir sure yoktur ki, onun nerede indiÄŸini en iyi bilen ben olmayayım. Hiçbir ayet yoktur ki, niçin indiÄŸini en iyi bilen ben olmayayım develerin ulaÅŸabileceÄŸi yerde Allah’ın Kitabı’nı benden daha iyi bilen birinin olduÄŸunu bilsem, mutlaka deveye binip ona giderdim.”
İBNİ MESUT'UN BİD'AT İLE MÜCADELESİ.
İbni Mesut Sünnete aykırı davrananlara ÅŸiddetle karşı çıkardı. Abdullah bin Mesut'un kulağına geldi ki bir topluluk akÅŸam ile yatsı arasında oturmuÅŸ tespih, tehlil, tefil yapıyorlar. İbni Mesud onlara “siz bidat olan bir ÅŸeye öncülük ediyorsunuz. EÄŸer bu yaptığınız bidat deÄŸilse Muhammed'in Ashab'ı sapıklık içindedir demek gerekir” demiÅŸ. Amr b.utbe b. Erkad “Ey ibni Mesut ben Allah'tan af talep ediyorum, yaptığımdan piÅŸman oldum” demiÅŸ ve dağılmışlar. İbn Mesut kendi rey’i ile Kur’an’ı tefsir etme hususunda son derece ihtiyatla hareket ederdi. Kendisi bunu izah ederek der ki: “Mescitteydim, orada Kur’an’ı kendi rey’iyle tefsir eden bir adamı gördüm ve hemen oradan ayrıldım.” İbni Mesut küfede bir ekoldü onun mektebin pek çok öÄŸrencisi vardı, İmamı Azam o mektebin örencisiydi.
İBNİ MESUD KIRAATTA DA LİDERDİ İLİMDE DE LİDERDİ SAYGIDADA DA LİDERDİ.
İbn Mesut’un kıraati son derece güzeldi. Resulullah, Kur’an’ı ona talim ettikten sonra sesinden dinlemek isterdi. İbn Mesut, Resulullah’a yakınlığı dolayısıyla son derece geniÅŸ bilgiye sahipti. Onun, o devre ait bilmediÄŸi yoktu dersek mübalaÄŸa etmiÅŸ olmayız. Bununla beraber o, asır-ı saadete ait rivayetlerde son derece ihtiyatlı davranırdı. Amr b. Meymun söyle der: “Abdullah ile tam bir yıl kaldım, bu müddet içinde onun Resulullah buyurdu dediÄŸini duymadım, ÅŸayet böyle bir söze baÅŸlarsa bütün vücudu ürperir ve alnından terler akardı.” O, talebelerine derdi ki: “Resulullah’dan bir söz naklettiniz mi, o sözün nübüvvet ve risâlet ÅŸanına en lâyık, ümmetinin hidayetine en faydalı ve takvaya en uygun olanını gözetiniz.” O, çok rivayetiyle tanınan Muksirun sahabelerden biridir, onun rivayetleri çoÄŸunlukla Resulullah’dan öÄŸrendiÄŸi farzları açıklayan ve dini emirlerin kolayca anlaşılmasına yardımcı olan talimatlardır, ondan rivayet edilen hadislerin toplamı 848’dir. İbn Mesut, fıkıh İlminin kurucularından olan fakih sahabelerden biridir. O, özellikle Hanefi fıkhının temel taşıdır. İbn Mesut, halka fıkıh meselelerini ve içtihatlarını öÄŸretir, bütün müracaatlarını cevaplar ve problemlerini hallederdi. Abdullah İbn Mesut, kıyas ile muasırlarının birçok problemlerini çözmüÅŸ, bu kaidenin yerleÅŸmesinde son derece büyük hizmetlerde bulunmuÅŸ ve böylece usul-ü fıkıh ilminin ortaya çıkmasına büyük katkıda bulunmuÅŸtur. İbn Mesut, sünnet-i seniyye’ye uygun bir ahlâk sahibiydi, o, ahlâk ve yaÅŸayış tarzını bizzat Resulullah’dan öÄŸrenmiÅŸti. Resulullah (sav) ona, kayıtsız ÅŸartsız bir müsaade vermiÅŸti. İbn Mesut’a: “Her zaman yanıma girebilirsin, ancak benim mani olacağım zamanlar hariç” derdi. Hz. İbn Mesut, son derece misafirperverdi. Küfe’de ikamet ettiÄŸi sırada evi hiç misafirsiz kalmazdı. İbn Mesut, Ramazan’dan baÅŸka çoÄŸu günlerde de oruç tutar, AÅŸure günlerini de oruçlu geçirirdi. İbn Mesut, son derece külfetsiz bir hayat sürer, gayet basit yemeklerle beslenirdi. Bir gün, bir dakika da olsa adalet ve insaftan ayrılmamıştır. Küfe’deki görevi sona erdirildikten sonra Medine’ye dönen İbn Mesut, Medine’de bir süre kaldıktan sonra hastalandı. Bir gece rüyasında Resulullah’ı (sav) gördü, Hz. Peygamber onu davet ediyordu, altmış yaşını geçmiÅŸ olarak 652 yılında vefat etti. Cenaze namazı Hz. Osman veya Hz. Ammar (r.a) tarafından kıldırıldı ve naşı Baki kabristanına defnedildi. Hz. Osman b. Mazun ise onu kabrine indirdi.
Kaynak:
Hadis Ansiklopedisi
Halid Muhammed Halid - Ümmetin yıldızları, Hayatu-s sahabe
Dini kavramlar sözlüÄŸü - Diyanet
